Subscribe Twitter Twitter

23 Şubat 2011

İki Yoldaş: Schuster ve Rijkaard


Schuster'in yolu da Rijkaard'ınkinden geçecek gibi görünüyor. Bu ikili La Liga'dayken de önce Rijkaard Nou Camp'tan gönderilmiş, ertesi sezon Barcelona karşısında ayakta kalamayan Schuster de Real Madrid'ten ayrılmak zorunda kalmıştı. İdari olarak çok iyi (!) yönetilen Galatasaray'a sportif başarı getiremeyen Hollandalı yine evine dönerken Schuster için de artık gün sayıyoruz adeta. İkisi de altyapının futbol dünyasının merkezinde olduğu kültürlerde yetişmiş adamlar. Hal böyle olunca, pozisyon almanın veya oyun zekasının ne demek olduğunu anca Milli Takım'a seçilince öğrenen adamlarla tezat oluşturuyorlar.

Öyle de oldu zaten. Bu durum ağırlıklı olarak Rijkaard'ın problemi oldu aslında. Schuster'inki ise daha derin ve içinden çıkılmaz bir hal alıyor gittikçe. İki yıldız transferle üç kupa birden kazanılacağını, devre arasında şapkadan çıkan üç yıldızla kolayca 17'de 17 yapılacağını düşünen bir yönetimi var adamcağızın. Ne yapsın? Taktik anlamda illaki onun da hataları var, hatta rakiplerini ve ligi yabancı bir teknik direktör olarak yeterince incelemediği de düşünülebilir. Ama ne olursa olsun bu kadar kaotik ve kolay karışan ortamda rahat çalışmak ne kadar mümkün?

Sezon başında transfer dönemi de bitince, kulübün resmi dergisine üç kupada da zafer hedefliyoruz yazmıştı Demirören. Her sezon başında diyor bunları gerçi ama bu kez bilhassa unutmadım... Bir anlamda "yönetim olarak gerekeni yaptık, artık iş takımda" mesajı verdi yani. Gerek var mıydı baştan bu baskıyı arttırmaya? Ülkedeki fazlasıyla fanatik ve rekabetçi ortamda hiçbir başkanın çıkıp da "bu sezon takımı baştan kuruyoruz, zaman lazım, hemen büyük başarı ümit edilmesin" gibi bir şey demesini beklemiyorum. Projesinin arkasında dik durabilen bir adam gayet der, orası ayrı. Ama FM oynar gibi bu acelecilik, bu basitlik, bu "alırım - satarım - kovarım" mantığı yetmedi mi artık?

0 yorum:

Yorum Gönder

ShareThis

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...